Etiketler

, ,

Bir yazar her zaman okurlarına karşı sorumludur…

Ancak bu sorumluluğun hapsinde kalırsa yaratıcılığını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya gelir. Gerçi bazı yazarların kısıtlı zamanlar ve büyük baskı altında en güzel işlerini çıkardığı söylenir.

Bir süredir sizlere ulaştırmayı önemli bir sorumluluk olarak hissettiğim ve tamamlanmasının üzerinden iki seneye yakın zaman geçmiş olan korku romanım yakın zamanda raflardaki yerini alacak. Yayınlanması 2013 yılı içerisine planlanmış olan ve daha evvel sizlere duyurmuş olduğum bu roman umuyorum sene sonunda (ya da) yılbaşında raflarda olacak. Ben de sorumluluğumu kısmen de olsun yerine getirmekten duyduğum memnuniyeti yaşayacağım.

Türkiye gündemi (gezi olayları vb.) çok hızlı değişen ve değişkenliğin hemen hemen her sektöre sirayet ettiği enerjik bir ülke. Bunun sebep ve sonuçlarının tartışacak değilim ancak bunun bireysel yansımaları üzerine birkaç kelam etmek istiyorum.

Tamamlanmış bir eseri okuyuculara ulaştırma sürecinde yalnızca yayınevindeki azimkâr editörlerin değerlendirmeleri ve yönlendirmeleri, yayınevlerinin pazarlama ve yayın politikaları belirleyici unsurlar değil. Okuma alışkanlıklarının değişmesi, dağıtım kanallarının yayıncılar üzerindeki etkileri, doğru kapak, doğru tanıtım mecrasının bulunması ve yabancı eserlerin Türk yazarlardan öncelikleri alması gibi denklemin pek çok değişkeni mevcut. Elinize ulaşan eserin tek kahramanı yazarlar değil, hatta her eserin başlı başına bir öyküsü var. Yalnızca kahramanları değil, yol arkadaşları, kötü adamları mevcut çünkü her kitap ülkemizde öncelikle bir meta/mal olarak görünüp ticari değeri ile değerlendirilmekte. Yanlış anlaşılmaya mahal vermeyelim, bu kötüdür demiyorum, elbette bu bir sektör ve birileri buradan hayatını kazanıyor. Bu yalın bir tespit, eserin içeriğine belki de yeterli özenin gösterilmediğine dair bir ‘vah’lama… Onun yalnızca bir meta değil ruhu olan bir meta olduğunu hatırlatma…

Nitelikli eleştirilerin de büyük harflerle yazılmış reklam metinlerinin arasında kaybolup gitmesi ülkemizdeki yayıncılığın tanıtım sorunlarından biri ne yazık ki. Daha fazla reklam gücü olanların raflarda daha fazla yer bulduğu, süreli yayınların sayfalarında boy gösterdiği, rekabetin böylece edebiyata da sıçrama yaptığı bir ortam söz konusu. Bu da farklı dinamiklerin ortaya çıkmasına yol açıyor.

Yazarın yayınevi ile olan sinerjisi, ortak düşüncelerle buluşması ve iki tarafın da birbirine anlayışlı yaklaşımı önem kazanıyor çünkü (çuvaldızı kendimize batıralım) biz yazarların da, yayıncıların bu işten hayatını kazandığını çoğu zaman unutması söz konusu. Bu rekabet ortamında pek çok yayınevi var olma mücadelesinde; özgünlükleri ve kimlikleri ile var olma mücadelesinde. Bir okur olarak kitapçılarda, sahaflarda keşfedilmemiş hazinelerin peşinde koşmayı kendime bir görev addetmem bundandır. Bir de aynanın diğer bir yüzü var; bir yazar olarak benim de bu süreçten etkilenmem söz konusu. Bir yıldan uzun bir süredir yol arkadaşlığı yaptığım ve iyi bir kan uyuşması yaşadığımız Altın Bilek Yayınları ile geleceğe yönelik yaptığımız planlar çok. Yukarıda bahsi geçen pek çok etmen planlarımızı dönem dönem revize etmemizi gerektirse de sizler için eşsiz bir Altın Bilek Yayınları -Bahadır İçel Kütüphanesi oluşturmak istiyoruz. Bunun ikinci adımı olarak kısa bir süre sonra bir korku romanı, ardından 2014 içerisinde de Karanlık Serisi’ni yayınlamaya başlayacağız.

Yollar bizi nereye götürür bilinmez. Yarın ne olacağını kestiremediğimiz güzel ülkemizde şartlar her zaman değişmeye mahkum, yine de bizler umutlarımıza sarılarak geleceğimize dair planlar yapmaktan alıkoyamayız ruhumuzu.

Son olarak pek açıklayıcı olmasa da yaklaşmakta olan “yeni yıl hediyesi”nden size küçücük bir tadımlık görsel sunayım;

tüe - parça

Satır aralarında görüşmek dileğiyle, iyi seneler…

Reklamlar