Etiketler

, ,

untitled

WATCHtheseMEN

Watchmen, en sevdiğimin çizgi roman serisidir. Seksenli yılların sonunda Alan Moore’un elinden çıkan Watchmen incelenmeye alındığında üstüne tezler yazılacak kadar malzeme çıkar. Sovyet ve Amerikan soğuk savaş döneminde geçen öykü, yaklaşan nükleer savaş korkusu, kahramanların ellerindeki güçlerle adalet algısındaki sapmalar, kahramanların bakış açısından hayatı ters yüz giydirerek yarattığı ironi, süper güçler sayesinde Vietnam Savaşı’nın kazanan Amerikan’ın Nixon gibi bir başkanın yönetiminde iyice kabadayılaşan siyaseti gibi daha pek çok alt okuma barındırıyor. Liste uzayıp gider.

Çizgi roman severler, özellikle karanlık öykülere ve komplo teorilerine, gizeme bayılıyorlarsa bol ödüllü bu romanı mutlaka edinip okumaları gerek. Zaten bilenler çoktan birkaç kez okumuşlardır. Çizgi romanın ötesinde güçlü metinleri ile bir kitap gibi etkili bir okuma janrı sunduğunu söyleyecek kadar ileri de gideceğim. Toparlıyorum. Ben burada sadece en son yayınlanan sinema uyarlaması ile ilgili naçizane yorumlarımı sizlerle paylaşmakla yetineceğim, yoksa işin içinden çıkamam.

Watchmen (2009) filminin yönetmeni “300”den hatırlayacağınız Zack Snyder. Öncelikle beyaz perdeye aktarılması güç bu çizgi romanı, ruhundan hemen hemen hiçbir şey kaybettirmeden filmleştirdiği için bir yıldızı hak ediyor. İkinci yıldız da iyi bir öykü olduğu için iyi bir film de ortaya çıkmasına… Çizgi romanı adeta “story board” gibi kullanarak ve gerekli noktalarda ufak rötuşlar eklemeye de cesaret ederek çok harika bir görsel anlatım sunuyor. Film, uzun süresinin içinde bir klip estetiğinde akıp gidiyor, müzikler de yerli yerine oturmuş. Aksiyon anlarındaki “slow-motion” çok sık kullanılan bir hile olsa da bir çizgi roman uyarlaması için gayet uygun ve etkili bir hal almış. Haydi buna da bir yıldız. Ancak zorlu öykünün de etkisiyle film ciddi anlamda aksiyon eksikliği barındırıyor. Karakterleri süper kahramanlar olan bir dram ve komplo izliyoruz ama bazı “flash-back”ler ve finali dışında filmde yeterli aksiyon göremiyoruz. Bu da filmi bir süper kahraman “soap operasına” dönüştürüyor. Ağır akan kadrajlar da olaya eklenince zaman zaman sizi sıkıp “ya bu sahne çabuk geçsin, şu olay ne olacak” gibi bir sorgulamaya götürüyor. Sonuçta 165 dakika kadar süre içerisinde bu tarz sahneler birkaç kez tekrarlanınca (ki çizgi romandan birebir uyarlanmasının handikabı) sürükleyicilik ciddi anlamda ket yiyor. Bu da filmin eksisi. Yönetmenimizin daha ufak yaştaki kitleyi yakalama sevdasına kapılıp şiddet ve cinsellik gibi ayrıntılarda kesmeye gitmemesini de takdir etmek gerekiyor. Karanlık çizgi roman, çizimden çıkıp gerçek halini alınca ekranda daha da etkili hale geliyor. On sekiz yaş sınırı ile gösterime giren film çocuklara göre değil altını çizmek gerekiyor.

Son olarak belirtmeden geçemeyeceğim. Zack Snyder hiç çok ünlü aktör/aktris kullanmadığı için bence ayrı bir yıldızı daha hak ediyor. Böylece daha çok yan rollerde görmeye alıştığımız isimler bu filmde adeta yıldızlaşıyor. Hele o törpülü sesi, duruşu ve yüz ifadeleriyle Jackie Earle Haley, Rorschach karakterine öyle bir hayat veriyor ki korkmamak elde değil, adeta o karakteri yaşadığını hissettiriyor. Otoriteler ne düşünür bilmiyorum ama benim gönlümde erken bir yardımcı Oscar adaylığı yatıyor bu adam için. Dr. Manhattan’ı oynayan Billy Crudup onca görsel efekt ve makyaj arasında parlayan gözleri ve soğuk yüz ifadeleri ile harika bir iş çıkarıyor. Supernatural dizisindeki “Baba” rolüyle hatırlayacağımız Jeffrey Dean Morgan ise The Comedian rolüyle senaryo gereği tüm yaptıklarına rağmen karakterine sempati kazandırmayı başarıyor.    

Uzun lafın kısası, tüm beklentilerimizi ters yüz etmeyi ve sinemadan çıktığımızda kafamızda bir şeyleri sorgulamayı başaran Watchmen, izlenmeyi hak ediyor. Aman sakın bir Örümcek Adam ya da X-Men beklentisi ile filme gitmeyin, hayal kırıklığına uğrarsınız. Daha çok Dark Knight’a yakın bir tavırla kotarılmış bir gizem-drama çalışması. 2009 yılı içinde izlediğim en iyi film.     

Bahadır İçel (Mart 2009)

watchmenposter_final-729244

Reklamlar